Mutluluk üzerine çok bilindik bir hikaye vardır, belki sizler de rastlamışsınızdır bir yerlerde. Olsun, bir kez de benden dinleyin.
Minicik yavru bir kedi sürekli kuyruğunu kovalayıp duruyormuş. Bunu gören yaşlı kedi “Neden kuyruğunu kovalıyorsun?” diye sormuş. Minik kedi “Mutluluğun kuyruğumda olduğunu duydum, eğer sıkıca yakalayabilirsem mutlu bir kedi olacağım.” diye cevap vermiş. Bu cevabın üzerine yaşlı kedi “Ben de senin kadar gençken kuyruğumu kovalar dururdum ama sonra fark ettim ki kovaladıkça benden uzaklaşıyor. Sonunda vazgeçip kendi yoluma gittim ve baktım ki kuyruğum her daim arkamdan geliyor.” demiş.
Bu hikayedeki mutluluk tanımı bana kaprisli bir sevgiliyi çağrıştırıyor; her daim peşinden koşulan ve fakat bir türlü tam sahip olunamayan. Hatta sahip olunsa bile beklenen duygusal tatmini yaşatamayan. Mutluluğun birçok şarta bağlı olduğu günümüzde hepimiz o yavru kedi gibi mutlu olacağımız günün hayaliyle kuyruklarımızı kovalayıp duruyoruz. Bir zaman sonra bu kovalama durumu yaşam biçimimiz haline dönüşüveriyor. Hep bir hedefe kilitli ve bir devinimin içinde an’ların tadına varamadan kaybolup gidiyoruz.
Neyle ve nasıl mutlu olacağımıza dair hepimizin önünde uzun uzun listeler var. Her bir şart yerine geldiğinde yanına bir tik atıp bir alt satırdaki şartın peşine düşüyoruz, bir öncekinin yarattığı hislerin farkına varmadan, gerçekten yaptığımız her neyse bize mutluluk verdi mi diye sorgulamadan. İnsan bir kez bu sarmalın içine düşmeye görsün…
Böyle durumlarda “yapmak” eylemi “yaşamak” eyleminin, “hissetmek” eyleminin yerini alıyor. “Yapmak” dışa dönük, “hissedip yaşamak” ise içe dönük eylemler. “Yapmak” eylemini tercih ediyor günümüz insanı. Peki neden? Çünkü listesindeki mutluluk şartları – o öyle sansa da- kendisine ait değil. İçinde yaşadığı sosyal çevrenin şartları o listedekiler. O çevreden koptuğu an liste tamamen değişecek belki de.
Mutluluk kalbe ait bir duygu, bu yüzden içten gelir. Ve bana göre çoğunlukla dış şartlara da bağlı değildir. Her insan üzerine giyindiği tüm kimliklerden, tüm yargılardan, tüm yorumlardan sıyrıldığında; zihninden çıkıp kalbine atladığında; kendi merkeziyle, kendi kalbiyle samimi bir bağ kurduğunda mutluluk tanımının değiştiğini fark edebilir. Ve bence bu, o insan için yaşamak denen mucizenin başladığı andır.
Sık sık kalbinize baktığınız, kendinizle sıkı bağlar kurduğunuz ve mutluluğu tüm hücrelerinizde sahiden hissettiğiniz günleriniz bol olsun. Görüşmek üzere.
Lale Ulutaş
0 yorum