Birkaç yıl önce güzel bir belgesel film izlemiştim Samsara (yaşam – ölüm döngüsü). 25 farklı ülkede ve 100 farklı yerleşim yerinde çekilmiş. Film dünyanın uzak köşelerinden çarpıcı görüntüleri bir hikayeye bağlı kalmadan ve tek kelime etmeden şahane müzikler eşliğinde arka arkaya sıralıyor. Filmi hiç gözümü ayırmadan izledim ve bittiğinde insana, doğaya, varoluşa ve inanca dair yoğun duygularla baş başa kaldım.
Beni en çok etkileyen bölümlerden biri Tibetli rahiplerin incecik renkli kumlarla yaptıkları mandala ritüeliydi. Büyük bir masa genişliğindeki mandalayı yapmak için rahipler erkenden uyanıyor, mandalanın başına toplaşıyor ve gün boyunca neredeyse iğneyle kuyu kazarak o şahane desenleri oluşturmaya çalışıyorlardı.
Günler sonra mandala tamamlandı, hep birlikte ortaya çıkan nefis esere baktılar, daha on dakika bile geçmemişti ki yine hep birlikte ellerindeki fırçalarla mandalanın kumlarını dört bir yana dağıtıverdiler. O güzel renklerden, desenlerden geriye boz renkli bir kum yığını kaldı.
Yoga felsefesinde abhyasa ve vayragyam diye iki kavramdan söz edilir. Abhyasa çaba anlamına gelir; çaba sarf etme, tutkuyla bıkıp usanmadan yapma hali. Vayragyam ise bırakmak, teslim olmak, vazgeçmek demek. Bu ikisi dengeye geldiğinde sanki bir çember tamamlanır ve yaşamın doğal akışına uyumlanmak daha kolay olur. Çabasız bir vazgeçişin anlamı olmadığı gibi, vazgeçişin olmadığı bir çabanın da anlamı yoktur diyor yoga felsefesi.
Fakat bugünün dünyasında vazgeçmek zayıflıkla eş değer tutuluyor. Sistem bize sürekli çabalamamızı ve asla vazgeçmememizi öğütlüyor. Oysa bir zaman sonra o çabalama hali gönüllü bir köleliğe dönüşüyor, öyle ki uğruna çabaladığımız her neyse bir zaman sonra onun bile hükmü kalmıyor. Sadece yapma, elde etme fiillerinin kendisi tatmin olmanın nesneleri halini alıyor.
Sürekli abhyasa’da olma hali biz fark etmesek de bizi geriyor, yaralıyor. Elde ettiklerimizle yaşamın tadına vardığımızı sanırken aslında hiç yaşamadan sadece yapma fiili içinde ömürlerimizi tüketiyoruz. Ağzımızın içindeki o metalik tat, boynumuzdaki ağrı, midemizdeki yanma bu yüzden.
Tibetli rahipler çabayla elde ettikleri güzelliğin hazzını yaşarken, o güzelliğe dair geçiciliğin ve yaratacağı bağımlılığın da farkındalar. İşte bu yüzden o güzellikten, gösterdikleri tüm çabaya rağmen vazgeçebiliyorlar. Ve böylece çember tamamlanıyor.
Çabalarımız kendi ayağımıza pranga oluyorsa bizi götüreceği hedefin ne tadı kalır ki? Bazen vazgeçebilmek ve özgürce yeni bir ufka açılmak en iyisi; Tıpkı Tibetli rahiplerin yaptığı gibi.
Lale
0 yorum